Gençlik gelecek, gelecek sosyalizm!

Gençlik gelecek, gelecek sosyalizm!

eg-167-1
 
Gençlik mücadelesini büyütelim!
 

 

Bugünden geriye dönüp baktığımızda, koyu bir karanlığın karşımızda durduğunu görmekteyiz. Tırmanan emperyalist saldırganlık, işgal girişimleri, savaşlar, kitle katliamları, düzen içi gerici boğazlaşmalar, darbe girişimleri, artan faşist baskı ve zorbalık... Tüm bu olup bitenler yaşadığımız ülkenin ve coğrafyanın genel olarak çehresine ayna tutuyor.

 

Şimdi ise referandum ve 1 Mayıs süreci önümüzde durmaktadır. Genç komünistler bu iki gündemi bir arada örgütleme ve referandumdan 1 Mayıs’a uzanan süreç içerisinde gençlik mücadelesini büyütme sorumluluğu ile karşı karşıyalar. İçinden geçmekte olduğumuz bahar süreci bu açıdan önemli olanaklar sunuyor. Ayrıca referandum gündemi, gençliğin toplumsal sorunlara yönelik ilgisini olağan dönemlere göre çok daha fazla arttırıyor.

 Devamı...


 
 
 

Artan polis devleti uygulamaları, yasaklar, faşist saldırılar, her geçen gün tırmanan gericilik ve seçim aldatmacasının oluşturduğu kirli atmosfer... Sermaye düzeni, açmazları derinleştikçe faşist baskı ve zorbalığı tırmandırıyor, kitleleri zehirlemek ve son kertede düzene bağlamak için burjuva gericiliğinin önünü açabildiği kadar açıyor. Bütün bu saldırganlıktan gençlik de payına düşeni fazlasıyla alıyor.

Üniversitelerde ipleri çözülen gerici-faşist çeteler terör estiriyor. Mücadele eden, öne çıkan öğrenciler soruşturma saldırısı ile karşı karşıya kalıyor. Bu tabloyu üniversitelerde kol gezen polis-ÖGB zorbalığı tamamlıyor. Eğitim alanında yapılan yeni düzenlemeler ile gericilik tırmandırılıyor. Öyle ki gerici zihniyet üzerinden hazırlanan müfredatlar ilköğretimden üniversiteye eğitimin tüm kademelerinde pervasızca uygulanıyor.

Gençlik bu gerici cendere ile kıskaca alınırken; işçi sınıfının boynuna takılmak istenen kölelik zincirlerine de her geçen gün bir yenisi ekleniyor. Fabrikalarda azgın sömürü koşullarına mahkum edilen işçi sınıfı, öte yandan geriye kalan hak kırıntılarını da kaybetme tehdidi ile karşı karşıya bulunuyor. Taşeron köleliği olağan çalışma rejimi olarak hüküm sürüyor. Bu tabloya bir de katliam boyutlarına varan iş cinayetlerini eklemek gerekiyor. Sadece geçtiğimiz 1 Mayıs'tan bugüne yüzlerce işçi katliam boyutlarına varan iş cinayetlerine kurban gitti.

eg-166-1
“Denizlere çıkar sokaklar”
 

 

Dünyamız, emperyalist-kapitalizmin çok yönlü krizinin etkisinde bir yok oluşa sürükleniyor. Krizin birçok yansımasını görüyoruz. Ortadoğu’da Suriye üzerinden yaşanan emperyalist savaş, dünya çapında büyüyen ekonomik sarsıntılar, işçi ve emekçilere saldırıları katmerleştiren Fransa ve Türkiye gibi ülkelerdeki OHAL uygulamaları bu yansımalardan ilk akla gelenlerdir.

 

Krizin Türkiye’deki yansımalarını ise işçi ve emekçilere dönük katmerli saldırılar, Kürt halkına imha ve inkarı dayatan kirli savaş, Suriye’deki emperyalist savaştan pay kapma çabası içinde olan hükümet politikaları vb. üzerinden görüyoruz. AKP iktidarı 15 Temmuz darbe girişimi sonrası saldırı politikalarını daha rahat hayata geçirmek amacıyla OHAL’e sarıldı, peş peşe KHK’lar çıkarıyor. Bir yandan birçok sosyal yıkım yasası işçi ve emekçilere pranga olarak vuruluyor, bir yandan kirli savaş ile bodrumlarda insanlar yakılıyor.

Devamı...

 
 

Artan polis devleti uygulamaları, yasaklar, faşist saldırılar, her geçen gün tırmanan gericilik ve seçim aldatmacasının oluşturduğu kirli atmosfer... Sermaye düzeni, açmazları derinleştikçe faşist baskı ve zorbalığı tırmandırıyor, kitleleri zehirlemek ve son kertede düzene bağlamak için burjuva gericiliğinin önünü açabildiği kadar açıyor. Bütün bu saldırganlıktan gençlik de payına düşeni fazlasıyla alıyor.

Üniversitelerde ipleri çözülen gerici-faşist çeteler terör estiriyor. Mücadele eden, öne çıkan öğrenciler soruşturma saldırısı ile karşı karşıya kalıyor. Bu tabloyu üniversitelerde kol gezen polis-ÖGB zorbalığı tamamlıyor. Eğitim alanında yapılan yeni düzenlemeler ile gericilik tırmandırılıyor. Öyle ki gerici zihniyet üzerinden hazırlanan müfredatlar ilköğretimden üniversiteye eğitimin tüm kademelerinde pervasızca uygulanıyor.

Gençlik bu gerici cendere ile kıskaca alınırken; işçi sınıfının boynuna takılmak istenen kölelik zincirlerine de her geçen gün bir yenisi ekleniyor. Fabrikalarda azgın sömürü koşullarına mahkum edilen işçi sınıfı, öte yandan geriye kalan hak kırıntılarını da kaybetme tehdidi ile karşı karşıya bulunuyor. Taşeron köleliği olağan çalışma rejimi olarak hüküm sürüyor. Bu tabloya bir de katliam boyutlarına varan iş cinayetlerini eklemek gerekiyor. Sadece geçtiğimiz 1 Mayıs'tan bugüne yüzlerce işçi katliam boyutlarına varan iş cinayetlerine kurban gitti.

 
Joomla 1.5 Templates by Joomlashack